Hormon bozuklukları kilo almanın en önemli nedenidir. Tiroid İnsülin prolaktin gibi hormon bozuklukları kilo yapar.
Hormon sözcüğü “uyarmak, harekete geçirmek” anlamına
gelmektedir. Hormonlar vücudumuzdaki büyüme, gelişme, üreme, bazı
metabolik olayların sağlanması ve vücudun sağlıklı olarak görev
yapmasını sağlayan kimyasal habercilerdir. Hormonlar vücudumuzdaki salgı
bezlerinden salgılanarak kan yoluyla diğer dokulara taşınır ve
etkilerini gösterirler. Miktar olarak çok az salgılanmasına karşın
kuvvetli etkileri vardır. Bu nedenle bir tür haberci olarak görev
yaparlar. Taşındıkları hücreye nasıl davranması gerektiğini anlatırlar.
Çok az miktarda salgılanmasına rağmen hormonlar vücutta çok büyük
görevler yapar.
Yirmi beş yıl önce 20 kadar hormon bilinmekteyken
bugün 200’den fazla hormon keşfedilmiştir. Bugün artık beyin,
bağırsaklar ve kalbin hormon ürettiği gösterilmiştir.
Hormonların Tipleri Nelerdir?
Hormonlar kimyasal yapı olarak steroid yapısında veya
protein yapısında olurlar. Steroid hormonlar kolesterolden yapılan ve
ağızdan alındığında midede etkinlikleri kaybolmayan hormonlardır.
Örneğin doğum kontrol ilaçlarında bulunan hormonlar steroid yapısındadır
ve ağızdan alınınca bozulmaz. Buna karşılık protein yapısında olan
hormonlar ağızdan alındığında midede parçalanır ve etkisini kaybeder. Bu
nedenle protein yapısındaki hormonlar ilaç olarak ağızdan alınamaz ve
enjeksiyonla yapılır. Örneğin insülin hormonu protein yapısında olup
ağızdan alınamaz ve enjeksiyon yapılır.
Hormonların Görevleri:
Hormonların başlıca görevleri 3 ana grupta ele
alınabilir:
· Büyüme ve farklılaşma
· Vücut dengesinin sağlanması
· Üreme
Çok sayıda hormon büyüme olayında etkilidir. Büyüme
hormonu ve tiroid hormonları bunların en önemlisidir.
Vücut dengesinin sağlanmasında ise birçok hormon
görev alır. Bu hormonlar ve görevleri şunlardır:
· Tiroid hormonları çoğu dokuda bazal metabolizmanın
%25’ini kontrol eder
· Kortizol kendisinin doğrudan etkilerinden başka
birçok hormonun etkisini de kolaylaştırır
· Paratiroid hormonu kalsiyum ve fosfor dengesini
sağlar
· Vazopressin vücut su dengesini sağlar
· Aldosteron vücut sıvı miktarı ve serum
elektrolitlerini (Na ve K) kontrol ederler
· İnsülin açlık ve toklukta kan şekerinin normal
olmasını sağlar
Kan şekeri düşünce vücudumuz buna hormonsal tepki
vererek kan şekerini artırmaya çalışır. Açlıkta ve kan şekerinin düştüğü
durumlarda insülin salınımı azalır. Buna bağlı olarak dokuların glukoz
alımı azalırken karaciğerden glukoz (şeker) üretimi artar.
Vücuttan su atılması esas olarak vazopressin isimli
hormon tarafından kontrol edilmekle beraber, kortizol ve tiroit
hormonları da bu konuda etkilidir.
Paratiroid hormonu ve D vitamini koordineli hareket
ederek kan kalsiyum dengesini sağlarlar. Paratiroid hormonu böbreklerde D
vitamini sentezini artırır. D vitamini ise bağırsaklardan kalsiyum
emilimini artırır, kemiklerde paratiroid hormonunun etkisini
kuvvetlendirir. Kan kalsiyumunun artması ise paratiroid hormon
salgılanmasını azaltır..
Vücuttaki herhangi bir stres durumunda, stresin
şiddeti, akut (ani) veya kronik (devamlı-süregen) oluşuna göre, çok
sayıda hormonu harekete geçirir.
Travma veya şok gibi şiddetli ani streslerde sempatik
sinir sistemi aktive olarak katekolamin dediğimiz adrelanin ve
noradrenalin isimli hormonlar kanda artar, kalbin pompaladığı kan
miktarı çoğalır, kan basıncı ve glukoz (şeker) yapımı artar. Stres ACTH ,
büyüme hormonu ve kortizol hormon yapımını artırır. Artan kortizol kan
basıncının devamlılığını sağlar.
Hormonlar üreme işlevini de düzenler. Üreme işlevi
cinsiyetin belirlenmesi, cinsel gelişme, gebelik, süt verme, çocuk
yetiştirme ve menopoz gibi değişik aşamaları kapsar. Bu aşamaların her
birinde çok sayıda hormon birlikte ve düzen içinde çalışır.
Hormonların üremeyle ilgili koordineli etkilerinin
tipik örneği ortalama 28 günde bir yinelenen adet görme
(menstruasyondur). Adet döneminin erken (folliküler) evresinde FSH ve LH
isimli hormonlar yumurtalıktaki yumurtaların (folliküllerin)
olgunlaşmasını uyarır. Bu durumda östrojen ve progesteron hormonları
giderek artar.
Gebelikte artan prolaktin memelerin süt salgılamaya
hazır hale gelmesini sağlar. Oksitosin isimli hormon ise memeden süt
gelmesine etkilidir.
Hormonların Yapıldığı Bezler:
Hormonlar hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez,
pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde yapılır
ve salgılanır. Bundan başka beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi
olmaktadır.
Hormon üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef
dokuya) taşınması gerekir.
Hormonların adlandırılması genellikle ilk
bulundukları dokuya veya major etkilerine göre yapılmıştır. Ancak,
günümüzde aynı hormonun farklı dokularda üretildiği bilinmektedir.
Hormonların Salgılanması ve Taşınması
Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az
aktif halde salınır. Aktif olmayanlar daha sonra aktif hale gelirler.
Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Tiroid hormonu T4 hücrede etki
etmesi için daha sonra T3 hormonuna dönüşür. Testosteron hormonu yine
hücrede etkili olmak için daha sonra dihidrotestosteron haline gelir.
Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır
Çok azı ise serbest halde bulunur. Seks hormonları SHBG proteinine
bağlanır, tiroid hormonları TBG proteinine bağlanır.
Reseptör Nedir?
Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’
denir. Hormonların biyolojik etkileri bu
reseptörlere bağlandıktan sonra oluşur. Reseptörleri kilit olarak
düşünürseniz hormonlar bir anahtar olarak görev yapar ve bu kiliti
açarak hücrede etkilerini gösterirler.
Bütün reseptörlerin en azından 2 farklı fonksiyonel
bölümü vardır. Bunlardan biri hormonu tanıyan ve ona bağlanan “
tanıma
bölgesi”, ikincisi ise uyarımı ileten “
uyarı iletim
bölgesi”dir. Reseptörün tanıma bölgesi hormonla üç boyutlu
bağlantı kurabilecek özel bir yapı gösterir. Hormon ile reseptör
bağlanma bölgesi arasındaki uyum bağlanmanın derecesini tayin eder. Uyum
ne kadar iyi ise hormon reseptör bağlanması ve dolayısıyla hormonun
etki oluşturması o oranda güçlü olacaktır. Hormonun reseptörüne
bağlandıktan sonra uyarı iletimi iki şekilde olabilir. Polipeptid ve
protein yapılı hormonlar ile katekolaminler hücre zarında yerleşmiş
reseptörlere bağlanırlar. Bu bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre
içi sistemlere iletilir. Steroid hormonlar (kortizol, aldosteron gibi),
tiroid hormonları ve diğer bazı hormonlar ise hücre içi reseptörlere
bağlanarak etki gösterirler.
Hormonlar Birbiriyle Etkileşir Mi?
Hormonlar birbirleriyle etkileşim içindedir. Vücudun
dengesi bu etkileşim sayesinde sağlanır. Günlük yaşamımızda biz yerken,
istirahat ederken ve çalışırken bazı hormonlar artarken diğerleri
azalır. Bir hormonun kandaki seviyesi vücudun durumuna göre değişiklik
gösterir.
Hormonlar Nasıl Ölçülür?
Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya
tükrük salgısından da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle
hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı
testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama
testleri adı veriyoruz.
Hormonlar ve Bağışıklık Sistemi
Hormonlar bağışıklık sistemi (immün sistem) üzerinde
de etkilidir. Özellikle kortizon ve seks hormonları bağışıklık sistemine
etki ederler. Bazı bağışıklık sistemi hücreleri ACTH, prolaktin gibi
hormonlar üretebilir. Bağışıklık sisteminin ürettiği bazı maddeler de
hormon salınımını etkiler. Otoimmün hastalıklar dediğimiz bir hastalık
grubu bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu ortaya çıkar ve salgı
bezlerini tahrip eder ve hormon hastalıkları oluşur. Bunlara örnek Tip 1
şeker hastalığı, Hashimoto hastalığı, Graves hastalığı (tiroid bezi
aşırı çalışması) ve Addison (böbreküstü bezi yetersizliği) hastalığıdır.
Hormonlar ve Sinir Sistemi
Sinir hücreleri arasındaki iletişimi nörotransmitter
denen hormon yapısındaki maddeler sağlar. Bu nörotransmitter denen
hormonlar adrenalin, noradrenalin gibi etkileri vardır. Beyindeki sinir
hücreleri de hormon salgılar. Örneğin hipotalamusdan salgılanan TRH
hormonu beynin diğer kısımlarında da salgılanır. Bu nedenle sinir
sistemi de hormon salgılamaktadır. Bazı psikiatrik hastalıklarda beyinde
salgılanan hormonlarda bozukluk vardır.
Hormon Hastalıkları Oluş Mekanizması
Hormon hastalıkları temelde 3 mekanizmayla meydana
gelir
1. Hormon yapım fazlalığı
2. Hormon yapım azlığı
3. Hormon direnci durumları
Hormon yapım fazlalığı bir hormonun aşırı
salgılanmasıdır. Bunun nedeni sıklıkla bezlerde oluşan adenom adını
verdiğimiz tümör dokuları, bağışıklık sistem boızuklukları ve iltihabi
nedenlerle oluşur
Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya bezin
ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık
sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan
maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur.
Hormon direnci ise hormonun hücrede etki
edememesidir.
KADINLARDA STRES VE SİSMANLAMA
Kadınlarda kilo almanın en önemli nedenlerinden biri
stresdir. Stres hormonlarda bozukluk yapan ve bu nedenle kilo alınmasına
neden olan bir etkendir. Stresli durumlarda kilo alınması hormonlarda
oluşan bozukluk neticesi iştahın artması ve atıştırmalar oluşmaktadır.
STRES VE ATIŞTIRMA
Stresde oluşan kadınlar incelendiğinde çoğunun
çikolata, pizza, hamburger yediği veya tatlı gıdalar atıştırdığı
saptanmıştır. Yine stresdeki kişiler daha fazla alkol tüketmekte ve kilo
alınmasına neden olan fazla kaloriler alınmaktadır. Psikolojik desteğin
olmaması, evde destek olmaması özellikle çalışan kadınlarda stresi daha
da artırmaktadır.
STRES HANGİ HORMONLARI BOZAR
Stresli olduğumuzda böbreküstü bezinden salgılanan
Kortizol hormonu artar. Bu hormon açıkma ve yeme atağını hızlandırma
yapar. Kortizolu yüksek kişilerde kilo alınması daha fazla olur. Stresli
kişilerde göbek bölgesinde yağlanma kortizol fazlalığından oluşur.
Kortizol yüksekliği ayrıca metabolizmayı yavaşlatır ve kolay kilo
alınır.
Strese bağlı olarak bozulan diğer hormon insülindir.
Stresli kişilerde insülin hormonu etkisi azalır ve aşırı insülin
salınımları olur. Sonuçta insülin direnci gelişir. İnsülin direnci ise
açıkma atakları, şeker düşmesi ve atıştırmalar yapar.
İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR? İnsülin hormonu, midenin
altında bulunan pankreas bezindeki beta hücrelerinden salgılanır.
Pankreas bezinden insülin salgılanması kan şekeri seviyesine göre
ayarlanır. Kanda şeker artınca ilk 1-2 dakika içinde pankreastan insülin
salgısı hızlı olur ve buna ‘
’ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu
salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz denen salgı oluşur ki, bu
yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır.
Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi
yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar
bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker parçalarına dönüşür ve
bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji
sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular
başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir. Kandaki şekerin hücrelere
girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. Bir
bakıma insülin enerjinin depolanmasını sağlayan bir hormondur. İnsülin
hormonu yoksa veya olduğu halde etki gösteremiyorsa şeker hücreye
giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Kan
şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen diğer
hormonların (glukagon, adrenalin gibi) da kısmi etkileri vardır.
Kanda yüksek olan insülin
önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini
yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili olamamasına
İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir.
İnsülin direnci’ni
kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz.
Bu duvar
(insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine
girmesini önler. Duvar yükseldikçe (
insülin direnci arttıkça)
kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla
insülin salgılanması
gerekir. Pankreastan salgılanan
insülin hormonu salgısı, belirli
bir süre sonra pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması
nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Bu
süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve
sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar
İnsülin Yüksekliğinin
Belirtileri:
Yüksek insülin düzeyleri sizde şu sıkıntılara ve
şikayetlere neden olur:
a)Sık acıkma ve şekerli gıdalar yemeye neden olur
b)Sabah yorgun kalkarsınız ve kendinizi gün boyu
yorgun hissedersiniz. Özellikle öğleden sonraları bitkin olursunuz.
c)Daha sabırsız ve öfkeli olursunuz
d)Enerjiniz azalır, halsiz, bitkin ve yürüyecek
haliniz kalmaz
e)Yemeklerden sonra uyku basar ve gün içinde
uyuklamalar olur
f)Konsantre olamazsınız, beyin faaliyetleriniz
zayıflar, sersemlemiş vaziyette gezersiniz.
g)Horlama ve uyku bozuklukları sıktır
Stres nedeniyle tiroid yetmezliği ve Hashimoto
hastalığı da genetik eğiliminiz varsa daha erken ortaya çıkabilir.
STRESE BAĞLI KİLO ALMA VARSA NE YAPMALI
Önce hormonlarınızı ölçtürün. Bir Endokrin Uzmanına
başvurun. ayrıca şunları yapmaya çalışın:
1. Yürüyüş yapın, merdiven inin-çıkın. Spor stresi
azaltır.
2. İyi uyuyun. Uykusuzluk stresi artırır ve
atıştırmaları artırır.
3. Çay, Kahve ve alkolden uzak durun
4. Derin nefes alma egzersizleri veya yoga deneyin.
5. Evde veya iş yerinde devamlı kapalı yerde
kalmayın. Boş veya ara zamanlarda kısa da olsa dışarı çıkmaya çalışın
6. Müzik dinlein
7. Bahçe varsa bahçe işleriyle uğraşın
8. Dengeli Besleniz ve Glisemik İndeks Diyeti
yapınız.